27 - 08 - 2001.  SOA


Çalışmaya başladığımız 15 Ağustos tarihinden beri Ege Şeytan Üçgeni'nin dört batığı üzerinde görüntüleme çalışması yaptık:

Elde edilen görüntü ve bilgilerle bunları en mükemmel şekilde Anadolu'nun Sualtı Hazineleri Veri Tabanı'na geçireceğimizden tereddütümüz yok. Bu sabah artık Şeytan Üçgeninin diğer bir kurbanını incelemek gerektiğine karar verdim. Düzenli olarak doğudan batıya gitmeyi planladığım için doğal olarak sırada Çakıl Burnu'nun ucunda, fakat kıyıdan oldukça uzakta olan  ve üzerinde kocaman 8 adet sütun kaidesi ve ek malzeme olan M.Ö. 1 yy. batığı vardı. Fakat bu batığa dalış beni biraz düşündürüyordu: hem burundan oldukça açıkta, hemde 45 metre derinliği ile diğer batıklardan oldukça derindi. Ayrıca bulunduğu yörenin çukurda olması, dolayısıyla çevresinin karanlıklığı bulmayı zorlaştırıyordu. Kısacası tekrar bulabileceğimden şüpheliydim.

Yorucu ve nispeten daha tehlikeli olan bu ilk dalışı tecrübeli dalgıç olan Kültür Bakanlığı temsilcisi Gökhan Bozkurtlar ile yapmaya karar verdim. Diğer batıklarda olduğunun aksine, adeta güven veren Millawanda dalış katamaranı da üstümüzde olmayacaktı; devamlı arama için dolaşacağımızdan, içinde iki kişilik küçük oksijen donanımı olan sandalımız, doktor Doğa ve kaptan Zafer idaresinde bize destek verecekti.

Dalışı Gökhan'la tekrar tekrar gözden geçirdik. Sandal ekibiyle planı tekrarladık. Dalışı yüzeyden yöneten doktor Doğu'dan onayı alır almaz suların derinliğine gömüldük. Ve bizi beklemediğimiz bir ortam karşıladı…

Yaz boyunca bu yörede deniz ve rüzgarların nasıl seyredeceği bilinir. Normal olarak sabah sakin başlar. Hava ısındıkça, kara üzerindeki hava yükselmeye başlar ve öğlene doğru meltem dediğimiz denizden karaya bir esinti oluşur. Genellikle bulunduğumuz noktada kuzey batı yönünden esen bu rüzgar daha sonra şiddetlenir, akşam saatlerine doğru gücü azalır, ve gece yarısı kalır. Bu Ağustos sonlarına kadar böylece devam eder, ve Ağustos sonuna doğru ansızın bir gün rüzgarlar değişmeye başlar, hava serinler ve bilirsiniz ki artık yavaş yavaş yaza veda etme zamanı gelmiştir. Bu değişim denizde bazı yörelerde de kendisini belli eder.

Ve biz dün bu bahsettiğimiz değişimi yaşadık. Hava serinledi, rüzgar saatleri değişti ve yön değiştirdi. Doğrusu bu değişimin hemen suyun altında hissedileceğini tahmin etmemiştim…

Gökhan'la suya atlayıp denizin dibine baktığımızda sualtındaki bizi etkileyecek değişimi hemen farkettik: kuvvetli bir akıntı kendini gösteriyordu. Doğu batı yönünde şiddetli diyebileceğimiz bu akıntı kayalara ve zemine köklü bitkileri batıya doğru yatırmış, adeta yerlerinden söküp atmaya, sürüklemeye çalışıyordu. Çevredeki balıklar ise hayatlarından memnundular; kendilerini akıntı yönünde sıralamış, akıntının sürükleyerek getirdiği plankton ve diğer besileri keyifle yemekle meşguldular. Belki suyun altndaki canlılar sık sık rastladıkları bu değişime hazırlıklıydılar, ama Gökhan ve ben hiç beklemediğimiz bu ortamdan oldukça etkilendik. Bir kere, dikkatle hazırlamış olduğum dalış planı alt üst oldu. Akıntının gücünü tespit edinceye kadar planladığım dalış rotasından sürürlenerek uzaklaşmış olduk. Kısa bir süre dalışı iptal etmeyi düşündüm ama sonra vaz geçtim. Dalmayanlarınız için söyliyeyim, bence bir dalışın en yorucu bölümü hazırlanmak, ve o sıkı elbiselerin içine girmek. Bu kadar zahmete katlandıktan sonra, gerisi daima daha kolay geliyor. Dolayısıyla ne olursa olsun dalışı gerçekleştirmeye, devam etmeye karar verdim. Ayrıca derinlere indikçe akıntının gücünün azalacağını hesaplıyordum. Yeni planım, akıntının bizi kaydırdığı mesafeyi ve akıntının gücünü hesaba katarak dalışın gerisini getirmekti. Gökhan'dan onayı aldım ve sabahın o koyu lacivertinin içine daldık.

Bir kaç dakika sonra daldığımız alanı hiç tanımadığımı farkettim. Biraz değişik bir ortamda dalmanın heyecanı, biraz da hedefimiz olan M.Ö. 1 yy. Roma Batığı'nı bulamamanın korkusu ile akıntı ile cebelleşerek yolumuza devam ettik. Beklediğim gibi, dibe indikçe, akıntının gücü azaldı. Dalış, artık o korkunç akıntıyla boğuşmamız gerekmediğinden daha keyifli olmaya başladı.

Dalışın takriben onuncu dakikasına doğru önümüzde bir kaç amfora kırığı belirdi. Sahillerimizde bu oldukça normaldir. Denizlerimiz tarihi gemi kalıntılarıyla doludur. Bu gemilerin en önemli yükünü oluşturan amforlarda zaman zaman balıkçıların ağına takılır, onlarda ağlarını toplayıp kuytu bir yere geldiklerinde bunları ağlarından temizler, denize atarlar. Bu gördüklerimizi de bu şekilde yorumlamak mümkündü. Ama önemli bir fark vardı: bulunduğumuz nokta öyle kuytuda, sakin bir yer değildi.

Gördüklerimizi ilk önce önemsemeden asıl hedefim olan Roma Batığı'na kendimi yoğunlaştırmak istedim. Fakat beş on saniye sonra kırık amforalar daha yoğun bir şekilde iç içe geçmiş bir halde belirmeye başladı. Etraf amfora doldu. Bunların iç içe olması, ve hepsinin aynı tip ve döneme ait olması gittikçe bunların bir batığın izleri olduğu anlamını taşımaya başlıyordu. Ve biraz daha ötede, sapa sağlam bir Bizans amforası yolumuzu kesti. Bunu hemen yanında, bir kaç metre daha derinde ikincisi ve diğerleri takip etti. Artık şüphe kalmamıştı; Ege'nin Şeytan Üçgeni'nin bir kurbanı daha denizin dibinde yatıyordu. Kısa bir tereddütten sonra, Roma Batığı'nı daha sonraya bırakmayı, belki bir daha bulamama korkusunu taşıdığım bu batığı kaydetmeyi, ve görüntülemeyi uygun gördüm. Gökhan ile de işaretle aynı görüşte olduğumuza dair anlaştık. İşaret şamandırasını çıkarıp sandalımızın işaretlemesi için yüzeye gönderdik.

Dalış süremizinde azalmasını gözönünde tutarak hava değişimi, dolayısıyla akıntının bize hediye ettiği bu batığa bir kere daha göz atıp, daha sonra detaylı bir şekilde incelemek üzere yavaş yavaş su üstüne doğru süzülmeye başladık.

Kayalıkladan oldukça uzakta olan bu batık nasıl batmıştı? Yükü ve öyküsü neydi? Hala muammasını çözemediğimiz, doğrusu doğru dürüst bir tahmin bile yürütemediğimiz Ege Şeytan Üçgeni bu avını nasıl pusuya düşürmüştü? Önümüzdeki günlerde tüm bu batıkları detaylı bir şekilde Kültür Bakanlığı ve Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü için arşivlemek üzere görüntülerken bu sorulara cevap bulmak içinde gayret göstereceğiz.