05/6/7 - 09 - 2001.  SOA


Şanslıyız. Projenin başladığı 15 Ağustos tarihinden beri hiç bir günü hava bozukluğundan dolayı kaybetmedik. Bir kaç gün önce hava raporunda yağışlı havanın Ege sahilleri başta olmak üzere tüm ülkeyi etkileyeceği haberini aldığımızda da bu haberı ciddiye almadık. 15 Ağustos tarihinden beri birbirinden güzel günler geçirip havadan dolayı hiç bir dalışı iptal etmeden devam etmiş olmamızın rehaveti içinde, elverişsiz havanın bizi etkileyebileceğini aklımızdan bile geçirmiyorduk. Ta ki düne kadar.

5 Eylül dalış yapmadığımız dinlenme günlerimizden biriydi. Bu günü seçmemdeki sebeplerden birisi de aynı gün saat 18:30 da TRT'nin 'Sizin İçin' programına Anadolu'nun Sualtı Hazineleri'ni davet etmiş olmasıydı. Ekibin büyük bir kısmı günü Çeşme'de geçirmeye karar vermiş, ikisi kampta kalıp serbest dalış yapmayı planlamış, Berta'da bana eşlik etmek için benimle İzmir'e gelmişti. Projenin başından beri bizimle olan Güzden ise, Bilkent Üniversitesi'ndeki yeni görevinde işbaşı yapmak için bu gün bizlerden ayrılmak zorundaydı; o da bizimle İzmir'e kadar gelip yoluna oradan devam etmeyi kararlaştırdı.

Televizyon programı çok güzel geçti. TRT, yılların tecrübesiyle bünyesinde tam profesyonel bir ekip bulunduruyor.  Sunucusundan yapımcısına, kameramanından makyajcısına, herkes işini o kadar iyi biliyor ki, sanki çevrenizde olanlar hiç bir enerji harcanmadan şekilleniyor, oluşuyor izlenimi veriyor insana. Bir saatlik canlı yayına girilecek olmasına rağmen son saniyeye kadar insanlar şakalaşıyor, sanki piknikteymiş gibi sohbet ediyorlar. Fakat dikkatle izlerseniz tüm hazırlıkların büyük dikkatle tamamlandığını, her şeyin kontrol edilip defalarca gözden geçirildiğini gözlüyorsunuz.

Yayın çok güzel başladı, sürdü ve bitti. Sunucumuz o kadar tecrübeli ki, bir iki dakika sonra ben bile yayından olduğumuzu unutup kendimi tamamen sohbete verdim. Programla ilgili tek üzücü nokta, TRT İdaresinin İsveç Türkiye futbol maçından dolayı programın son on beş dakikasını kesmiş olmasıydı.

Saat 19:30'da yayını tamamlayıp TRT yetkililerine teşekkür ettikten sonra stüdyodan ayrıldık. Kamp alanına gidinceye kadar havanın kararacağını bildiğimden ve ekibe zorluk olmasını istemediğimden o geceyi İzmir'de geçirip ertesi sabah erkenden kampa gidip dalışlara devam etmeyi planladım. Ertesi gün dalış yapacağımızdan dolayı da erkenden yattık. 6 Eylül sabahı kalkıp gökyüzüne baktığımda yirmi gündür geçirdiğimiz o birbirinden güzel güneşli ve sakin günlerin sona erdiğini anladım. Gökyüzü yaz boyunca unutmuş olduğumuz o iç karartıcı gri rengine bürünmüştü. Bir yandan hızla hazırlanırken telefona sarılıp kampı aradım. Korktuğum başıma gelmişti: Birden bire Lodos'a çeviren hava kampı allak bullak etmişti.

5 Eylül'ü Çeşme'de geçiren grup akşam üzeri hiç bir zorluk çekmeden kampa dönmüşlerdi. Akşam yemeğinden sonra yatmaya gittiklerinden bir kaç saat sonra, tam geceyarısı bastırmıştı Lodos. Kamp yerimizde tamamen güneye, yani Lodos'un estiği yöne açık olduğundan, rüzgar ve dalgalar tüm şiddetiyle cezalandırıyordu kampı ve denizdeki katamaranla sandalımızı. Katamaran sorun olmamıştı; projenin başında bizzat dalarak onun çapasını suyun altında dikkatle yerleştirmiş, dolayısıyla en sert rüzgarlara karşı bile hazırlıklarımı tamamlamıştım. Sandal için ise hazırlıklı değildik. Rüzgarın şiddetiyle teknelerimizin bağlı olduğu küçük koy adeta kaynayan bir çorba tenceresine dönmüş, vuran dalgalar kayalarda yükselip çevreye dağılıyordu. Bu dalgaların tesiriyle sandal, nereye konulursa konulsun, suyla doluyordu. Suyu boşaltma çabaları sonuçsuzdu. Sonunda ekip bin bir güçlükle sandalın motorunu çıkarıp katamarana aldılar, ve küçük sandalamızı Lodos'un hışmıyla baş başa bırakmak zorunda kaldılar. İki gün boyunca da kendisine kurban olarak verildiğini kabul ettiği sandalı Lodos tanınamayacak şekle gelinceye kadar cezalandırdı.

Ertesi günde rüzgarın şiddeti azaldı ama yine de çalışmaları aksattı. Berta ile ben ancak 7 Eylül'de kampa dönebildik. Öğleden sonra ki dalma teşebbüsümüz başarısızlıkla sonuçlandı.

Bu gün 8 Eylül, sabah 7:00. Deniz sanki son iki gün hiç yaşanmamış gibi uysal. Birazdan kahvaltılarımızı tamamlayıp kuzeye doğru yola çıkacağız. Yarın görüşmek üzere.